26 05 2014

Anlamak Zor

Anlamak zordur.  Anlıyor gibi görünmek kolay.  Çok anlayışlı, olgun, marjinal, entellektüle görünmeye çalışmak kolay da Anlamak zordur insanı, doğayı..  Eleştirmemek zordur.  Kendisiyle kıyaslayıp üstün olmaya çalışmak kolay.  Birini çok eleştiriyorsanız eğer Onda yenemediğinizi yenme telaşınızdandır.  Kötülerseniz iyi hissedersiniz.  Anlamak zordur. Anlıyor gibi görünmek kolay.  Devamı

07 05 2014

Zaaf.....

En büyük zaafım insanlara inanmak.. Ne çok seviyorum doğru olma ihtimalini dedim.. Yoksa için için acı çekmeyi mi seviyorsun dedi ????  Devamı

02 01 2014

KIZIL

Kızıl güneşlerim var benim sensizlikte, durgun ama hala parlayabilirliği olan. Kızıl gecelerim var yalnızlığıma arkadaş ve sensizlikte bir sen daha var ki bende her yerimi kanatan. Devamı

30 12 2013

ZAYIFTIR BAZI İNSAN ...

Zayıftır bazı insan… Bedeni değil, ruhudur zayıf olan. Korkaklığını gizlemek için basitliğe yönelir, içindeki fırtınaları gizlemek için çirkinleşir, zayıftır. Yalnız kalamaz iç sesini duymamak için. Kendini ifade etmek yerine gurur çiçekleri eker hayat bahçesine onlar büyüdükçe zayıflar içindeki duygular. Sevmemek için mutluluğunu baltalar. Zayıftır bazı insan ve tüm bunları güçlü görünmek için yapar !!! Devamı

23 12 2013

KARARSIZLIK MI ?

Kararsızlık, iki ya da daha fazla seçenek arasında bir seçim yapamamak durumu muydu gerçekten. Yoksa bilinçsizce karar almamayı seçtiğimiz için mi kararsız kalıyorduk? Mevcut durumu değiştirmemek, karar vermemekle mümkündü belki de. Karar vermez ve adım atmazsam hiçbir şey değişmeyecek sanılan her şey bir anda öyle bir değişir ki siz karar almadığınız, ötelediğiniz her zaman dilimi için bir bedel ödemek zorunda kalırsınız. Peki. Kimler karar veremez? Bencil olanlar, karamsar olanlar, endişelerini gidermek yerine beslemeyi tercih edenler, adım atamayanlar, korkaklar, kaçaklar, dengesizler, yalnızlar karar alamaz bence. Onlar karar almadıkları için o anki durumu koruduklarını zannederler. Kendilerine değil, durumlara, başkalarına güvenmek kolaydır çünkü. Kararsız insan kendine güveni olmayan, verdiği kararın sorumluluğunu taşıyamayacağı için, ötelemeye karar vermiş insandır belki de. Yani Kararsızlık da bir karardır.  Devamı

19 12 2013

EN ZORU

Adalet duygusu bir insanın kazanabileceği en zor duygudur. Adil olmak kişinin kendini bile sorgulamasını gerektirir çünkü.    Devamı

17 12 2013

yaşamak bir denge sanatı...

Yaşamak bir denge sanatı.... Zamanında ve istikrarlı adımlar atarsanız başarılı kılıyor sizi. Başarı dediğim kariyer, para , mal mülk sahibi olmak değil; iç huzuru taşımak. Dengeli olmak dingin bir hayat getiriyor kısacası.. Siz dengeli iseniz etrafınızdakilerde güvende, iyi, sakin, olgun oluyorlar çünkü  Yaşamak bir denge sanatı. Bir gün A bir gün Z diyen bir insanın iç huzuruna sahip olması, etrafını mutlu etmesi, güven vermesi mümkün değil tabii güven duyması da.. Huzursuzluk yaratıyor dengesiz insanlar, iyi niyetinizden maraz çıkarıyorlar. Ve kazandıklarını zannederken yavaş yavaş kaybediyorlar.  Yaşamak bir denge sanatı... Dengesizlik, insanlara kullanıldığı, degersiz olduğu, dalga geçildiği, önemsenmediği hissini veriyor çünkü. Kimse bunları hissederken sizi iyi hissettirmeye çalışmıyor. Dengeli beslenme, dengeli spor, dengeli iş ilişkileri ve en enömlisi dengeli bir özel hayat gerekiyor insana kendini gerçekleştirmesi için.Psikolojide temel aldığımız  Maslowun ihtiyaç teorisinde en önemli basamak sayarım ait olma hissini... Ait olduramayanlar denge kuramayanlardır.  Ait olun, dengeli kalın ve dengenizi bozanları hayatıızdan çıkarın.....  Devamı

25 11 2013

YAŞAMA SANATI

Zamansız yolculuklara çıkmaktır birazda hayat. Planlamaya hatta hayal etmeye fırsat kalmadan bindiğimiz gemiler gibi  nereye gideceğiz , nasıl gideceğiz bilmeden yolculuk etmektir.... Hızlı karar vermeyi bir yaşam sanatı olarak görürüm hep bu yüzden. Pişman olmamak için çok yönlü düşünebilmeyi temel alan bir karar verme becerisi kazanmalı insan. Bekletmeye gelmez bu gemiler bilirim.  Devamı

22 05 2013

Vicdanımızı evden çıkarken portmantoya mı bırakıyoruz?

Vicdanımızı evden çıkarken portmantoya mı bırakıyoruz? |  görsel 1

  Mecbur olunan her şeyin ağır buhranları vardır ya hani, sevmediği işleri yapanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplumda, antidepresan yaygınlığı; maddiyatın gücüne ulaşma sevdasından mı diye düşündürüyor hepimizi.  Maddi doyumları manevi doyumlardan üste geçirmemiz hangi ara başladı ? Ağızlarımızda dolaşan ‘tüketim toplumu’  tanımlamasının gerçek anlam ve sebebini kaç kez yatırdık sohbetlerde, tartışmalarda, hatta kendi kendimize yorum yaptığımız uyku öncesi zamanlarda? Bu tanımlamaya yüklediğimiz anlamlar ile yargıladıklarımız, kızdıklarımız, anlamadıklarımız oldu mu? Oldu.. Eleştirirken kendimizi pek katmasak da içine, aslında içimizde bildiğimiz gerçek acıttı bazen hepimizi  ‘bende onlardan biriyim’ cümlesinin sahiciliğiyle…. İsteklerimize ulaşmanın yolu maddi kaynakların yeterliliğine bağlı kılınınca, bağlı kılanın da biz olduğunu unutup, hep birlikte hareket ederek yöneldik tüketmeye… Pazarlamacıların ağzından düşürmediği ‘tüketici’ ler olduk.. En çok içimizdeki manevi güçleri tüketerek başlamadık mı’ tüketici olmaya’… !! Tüketmek için çalışmak gerekti.. Kendini doyurmak, mutlu olmak, yaratmak, var olmak için çalışma devri sona erdi iş hayatında…Elbette ücreti olacaktı çalışmanın ama hayatı ve değerleri satıp, yüksek ücretlendirilmeye başlamadık mı? İş hayatı dediğimiz para kazanmak için geçirdiğimiz vaktin geçirildiği yeri anlatan tuhaf bir olgu… Aile hayatı, iş hayatı, aşk hayatı diye bölünür kıldığımız hayatımızın maddi kaynağı da diyebiliriz sanırım iş hayatımıza… Peki, neler oluyor bu hayatımızın böldüğümüz, sıfatladığımız köşe başında&helli... Devamı

09 05 2013

SANRI

  Gurur denizinde aslında söyleyebildiklerimizi değil  dillendiremediğimiz korkularımızı besliyoruz. Gizli ve içimizde kalan bir başlangıcı son yapıp uzaklaşarak, kendi içimizde kendimizin bile unutup görmeyeceği kırık bir yan bırakıp, hayatlarımıza dönecek ve unuttuk sanacağız. Devamı

29 04 2013

FAŞİZİMDİR AŞK....

FAŞİZİMDİR AŞK.... |  görsel 1

  Aşk, başlı başına bir faşizm iken her anı irdelememeyi becerebilsek keşke… Keşke elimizde olsa ‘Ben Haklıyım’ düşüncesinin karanlığından kurtulmak… Keşkeler ve acabalardan arınık bir hatıra dizisi olsa sohbetlerimiz… Ne aşka bağlansa, ne dostluktan uzak olsa, ne öpüşmenin masum yüzünü reddetse, ne sevişmek fantezisinin sıcak elini bıraksa… Beklentiler yükseldikçe, her detayı bulan sinsi  x-ray cihazları olan iki beynin, ısrarcı güvenliğinden uzaklaşsak… Keşke ve acabalarımızla dolu bavullarımızı birbirimize olduğumuz gibi gitmekle, bir kenarda unutsak !! Ama olmuyor, beceremiyoruz. Hepimizin dört nala koşarım başıma gelse dediğimiz durum başımıza geldiğinde, dört nala koşmak yerine dört nala kaçmamızın sebebi bu mu?  Durum değerlendirmesi yapamayacak kadar büyüyen bir bencillikle, iradeden uzak, geçmişten bağımsız olamayışımızın sebebi, içimizdeki susmak bilmeyen hayvan mı? ‘Birlikte büyümek ‘ sözcüğünü büyük bir ustalıkla söylerken iyi de,  ‘Birlikte azalmak’ karizma adını verdiğimiz; ötekilerde oluşan bize dair yargıları mı öldürür sanıyoruz? Azalmanın da bir hayat olasılığı olması daha cümle içindeyken korkutuyorsa bizi aşkı, insanı, benliği, karanlıkları, aydınlanmaları, yarılmalardan çıkan güçleri nasıl savunuyoruz? Gülü dikenden ayırma çabasıyla sarf ettiğimiz sözcüklerin değmezliği, ucuzluğu, anlamsızlığı kadarız her birimiz… Yorgun, yıkılmaz surlarla korunan eski şehirler gibi korunaklı ve güçlü görünmemize neden olan cümleler kuruyor, kendi cümlelerimize hayran hayran bakıyoruz uzaktan. İçlerine girme cesaretini yitirmiş, yalnızlıklarımıza kahraman isimler vermişiz.. Büy&uum... Devamı

18 04 2013

Dürüstlük mü Aşk mı?

Dürüstlük mü Aşk mı? |  görsel 1

  Türk televizyonlarında yayınlanan ve bitip tükenmek bilmeyen yarışmalardan biri geldi aklıma.Yüz kişiye sorduk ve beşpopüler cevap arıyoruz diyen sunucunun sorgusu… Yüz kişiye sorsak dürüstlük isteyen kaç kişi bulurduk sizce? Kaçımız gerçek bir dürüstlüğü arıyoruz?  Kaçımız işimize geleni gerçek sayıyor ? Bize dayatılan gerçekliklerden uzak olan her şeyin yargılandığı bir dünyada inandığımızı savunma gücü kaçımız da var ? Yeni bir ilişkiye girdiğinizde, içinizin kıpır kıpır olan ritmini, o kişiyi anlattığınızda belirlenmişsorulara belirli cevaplar arayan arkadaşlarınızın bozduğunu hiç hissetmediniz mi? Sana haber vermeden mi gitti? Demek ki seni sevmiyor. Kaç kez mesaj attı? Günde kaç kez konuşuyorsunuz? Kapını açıyor mu? Çiçek getiriyor mu? Tabii ben kadın arkadaşların meraklarını ya da seni sevmesi için gerekenler bunlar dayatmalarını anlatıyorum. Erkekler için de yok mu bu dayatmalar? Olum nasıl tek başına tatile gider, hatun seni takmıyor bile diyen tok sesler oluyordur onlarda da.. Seni kullanıyor bu kadın dediklerini hiç duymuyorlar mı erkekler?  Elbet tüm insanların yaşam yolcuğunun en büyük yorgunluğu; etrafımıza kendimizi ve kendi gerçekliğimizi, öğretilmişgerçeklere uygunluğunu savunmaktır aslında….   Kendimizi ispat için çalışmaktır dünyanın en  büyük işçiliği.. Emektir, zamandır, çabadır, maddi manevi harcanmışlıktır, karışmaktır kimi zamanda.. Hayat, egolarımızın beslenmesi için takdir görme gayretimizin sonucu dayatılana teslim olmaktır belki de.. Dürüstlük derken nerelere geldi değil mi?  Dürüstlük kendine mi başkalarına mı dürüst olmaktır diyecekti keli... Devamı

18 04 2013

KORKU DEĞİL HAYATINIZA ENGEL !!!

  İnsan korktuğunu sevemez….  Kokusuna sebeb olanlar, sevmesine de engeldir çünkü.. Korkunun ana kaynağı : Beni incitecek ‘ yargısıdır. İşimi elimden alacak ve beni incitecek…. Daha çok sevilecek ve beni incitecek…. Güvenimi boşa çıkaracak ve beni incitecek…. Öncekilere benziyor ve beni incitecek…. !!! Korkularımız talihsiz deneyimler yaşamak ya da o deneyimlere temas etmekten oluşan, bazen abartılmış, bazen azaltılmış ama sezgisel duvarlar örmüş, en etkin engelleyicilerdir hayatımızda… Şu sosyal paylaşım sitelerinde kişileri ‘engelle’  tuşuna basıp yok ettiğimiz gibi, korku yaratan ortamlar için beyin ‘engelle’ mesajı gönderir. Farkında olmadan tepki geliştiririz … Çünkü onlar bizi incitecek…. Korkuların içimizin, geçmişimizin süregelen kaçınma güdülü hatıraları olması, biraz da bizi tanımamanın en kolay yolu değil midir? Karşınızdaki en çok neden korkuyorsa en çok bu konuda acılı deneyimleri vardır. Sevmekten kaçan herkesin sevmek ile ilgili acılı bir hatırası olması gibi… Arkadaş edinmek konusunda temkinli davrananın bu konuda incinmiş, çok güvenli araba kullananların trafik ile ilgili bir soruna değmişliği… Korkularımız aynı zamanda bizi ortaya dökerler, neyimiz varsa… Korktukça korktuğumuzun başımıza gelmesi mucizevî bir durum değil, korkulana fokuslanıp, kaçmak için aramamızdandır… Algıda seçicilik gibi… Siz sevmekten kaçtıkça sevilesi insanlar çıkar karşınıza, sevilmemekten korkuyorsanız da sevme becerisinden uzak benciller, köpekten korkanlar gözleriyle köpek aradıklarından sahipsiz köpeklerle en çok onlar karşılaşır. Korkularınızı yenmenin tek yolu üs... Devamı

15 04 2013

Yaftala gitsin ...

Yaftala gitsin ... |  görsel 1

  İnsanı yaftalamak, sıfatlandırmak,sınıflandırmak, isimlendirmek, zamansız, düşünülmemiş hükümler vermek hepimizin öz kusuru sanki... Söylemlerimizde her ne kadar bunun tersinin doğruluğu üzerine nutuklar atıyorsak da, yaşanan olayları, insanları, insanların duygularını yaşama şekillerini bile hükümlendiren yine bizler değil miyiz? insanları ayırmayı katogorize etmeyi severiz de bize yapılmasını sevmeyiz! Herkesin iyi ve kötüyü barındırdığını unutmamız gibi… İnsanın içindeki,İyi yada kötü tarafı çıkaranın kendimiz olduğunu unutur gideriz !!!  Devamı

10 04 2013

ANNE OLMAK ....

ANNE OLMAK .... |  görsel 1

    İçinde beslediği yeni bir yaşamı, ışıltıyı da ümit katarak doğurur kadın..  Kuş tüyü yataklarda, var olan hiçbir zenginlikte, ipekte bulunmaz bir yumuşaklıktır bebek teni; saflıktır.. Katıksızlık ve muhtaç bakışlarda bulacağınız huzuru var etmektir anne olmak… Anne olmak, dişi olmanın ilahi tarafı değil mi? Anne olmak tanrının hediyesidir kadına, tanrıdan dişiye sunulmuşyaratıcılık gücünün paylaşımıdır.. ‘Onu ben doğurdum’  diyen bir annenin övüncü, kucağında uyurken o masum ve teslimiyetçi yeni doğanın, uyanmaması için kıpırdamadan oturmanın gururudur birazda.. Biraz uykusuz kaldığınızda, dünyanızın allak bulak olması nasıl kabul edilir bir gerçekse, günler, geceler boyu uykusuz, yediren, doyuran ve doğuran olmak sabrın, çaresizlikle değil aşkla gerçekleştiği anlara sahip kılar anneleri… Her an kendinizden önce onu düşünebilmek gibi insan bencilliğin bittiği yerde beklentisiz durabilmek gücü ,kadına bahşedilmiş hediyedir deyişimiz bu yüzdendir.. Annelerin yüceliği bu insanüstü, egolardan hatta insan fizyolojisinden bağımsız hareket edebilirliğinin tavan yaptığı bebeklik günlerine dayanır..  Hiç hatırlamadığımız sahnelerin ömrümüz boyunca süren bir sevgiye dönüşmesi yaşamın mucizesi değil de nedir? Tüm insanlık, aşk nedir sorusunu, tüm sanatsal ürünlerde ararken; gerçek aşkın bir annenin bebeğini emzirmesi olarak yorumlamama katılmaz mısınız? Ana gibi yar olmaz diyen atalarımız tarihimizde bu aşkı onaylamıştır belki de. En çıkarcı, hileli hamilelikler bile hayatın mucizesi yeni doğanla temizlenmez mi? Erkeklerin çocuklarının analarını kutsamaları, yüceltmeleri hatta sevişilen değil sevilen olarak kategorize etmeler... Devamı

05 04 2013

Şiir .... İHANET

  Aldatırken, aldanmak iken hayat Farkındalığın derin sızısıydı  ihanet… Devamı

05 04 2013

ŞİİR ... ÖZLEM

  Özlem   Biriktirilen çığlıkların Eşsiz sesi iken Seninle sevişmek. Döküntülerin kalabalığı ile Karanlık biriktirmekti özlemin. Bitmeyecek olan İçimdeki hercai aşığın sesi Karanlığın gücüne gömük Sessizliğin kudretine hapis artık. Devamı

04 04 2013

YALNIZLIK ......

  Yalnızlık…… Yalnızlık, çorak topraklara ekilen bitkilerin bir türlü yeşerememesinden doğan sonuç mu? Tercih mi?  Kader midir? Yalnızlık uçsuz bucaksız gökyüzünde kendini saf kendinle sanmak mı? Yoksa gece sefası gibi kendi çiçeğinin uçlarından dökülen tohumlarla biz mi büyütürüz yalnızlığımızı? Ve her yanımızı sarmasına izin mi veririz? Yalnızlık biraz melankoli, biraz korku, bir tutam aşk sancısı, bir ölçek o, bir ölçek siz misiniz? Yoksa sadece ve sadece siz mi varsınız yalnızlığınız da? Yalnızlığımızda büyütüp yeşerttiğimiz kişiler, duygular, olaylar yok mu? Kendimize kalarak onları besleme telaşımızdan mı söyleriz ‘ Biraz yalnız kalmam gerek ‘ cümlesini… ... Devamı

04 04 2013

DOST KAZIĞI

  İnanmak istediklerim ile anlamlaştırdığım bir dostluk yarattım. Bugün en büyük pişmanlığım, yaratığımın içine gömdüğüm…  Devamı

04 04 2013

ANNEME MEKTUP

    Anacığım, Vazgeçilmezliğin bin bir tanımını isteseler, içine her seferinde katacağım insan sen olurdun. Her seferinde bıkmaz, usanmaz şekilde seninle anlatmaya çalışırıdm vazgeçilmezliği. Sen benim kader arkadaşım, sırdaşım, yaramsın. Aynı zamanda yakanım, eleştirmenim, yargıcım. Başına buyukluğun kırbacı gibi vazgeçilmez, içgüdüsel göz kırpmalar kadar istemsiz sevilensin. İşte sen hayatımın derin çizgilerini çizip kenarlarını boyamam için bırakansın. En katı halinde dahi bakışlarıyla ağlayanımsın. Belki de en sevdiğim, en sevildiğim yerin kalbin olması bundan. Bir yanı sonsuz bir saflık, diğer yanı insansı bir nefret olan kalbinde sızlayan yaran ben, benimkinde sızlayan sensin.  Devamı

03 04 2013

SUÇLAYAN İNSAN ??

  İnsanların karakter ve kişilikleri bir çok etkiyle oluşuyor, genetik faktörler, sosyal etmenler, aile gibi ana koşulların içinde, okul kitaplarından bir cümle var ki bence insanın karakter ve yaşayış özelliğinde oldukça hakim.’’ Deneme Yanılma Yöntemi’’  Her insan psikolojide ‘id’ adını verdiğimiz koşulsuz isteklerin psikolojimizi belirlediği alanın hakimiyeti ile biz insanlar ‘en’ leri yüklemek isteriz kendi tarihimize.. Dünyanın en iyi insanıyızdır, en anlaşılmayanı, en acı çekeni, en dertlisi, en güçlüsü, yerine göre daha doğrusu işimize geldiğinde ise en mutlusu, en güçsüzü, en  şeni oluveririz. Ben merkezcidir insan, sosyal bir hayvandır dersek alınılmamalı. Avını dişleriyle parçalayan kaplandan farkı, avını sosyal statüsüyle olduğu kadar kendi acındırmasıyla, yalanla, riya ile parçalayabilir olmasıdır. Deneriz bebekliğimizden itibaren kendi çıkarimiza uygun olabilecek, okları kendi lehimize çevirecek, vermeden almaya yarayacak yöntemleri buluruz. Ne kadar da kötüyüz demeyin. İnsanı yöneten ‘id’ ile onunla savaşan süper ego da da tüm bunların aksine , adalet, inanç, ahlak değerlerimiz vardır. İnsan kendi içinde savaş veren psikolojik ve sosyal gelişiminde bir denge oturtamamışsa sorun başlar ve çoğu kez ömür boyu sürer. Tüm dünyayı suçlayan insanlar asla kendi yaptıklarının sorumluluğunu alamayanlardır. Kaçak, korkak dövüşürler. Hep başkaları suçludur, hayat böyle yapmıştır, asla kendi içlerine yolculuk etmeyen grubundandırlar. Güçlü olmak ile bahaneci olmak arasındaki çizgide, suçlayıcılığın yükü ile mutsuz bir hayat sürerler. Mutlu olsunlar diye onları ... Devamı

02 04 2013

DEĞİL.....

  ……….Değil…….. Kadehteki parıltıya özlemin İçindeki sıvının tadına değil. Tutkunun kokusuna özlemin Tendeki ıslaklığa değil. Olmayan sana özlemin Sevdiğim, özlediğin değil. Devamı

02 04 2013

TRAFİKTE ERKEK PSİKOLOJİSİ

Erkeklerin güce dayalı gizli rekabet alanlarının en belirgini trafik de ortaya çıkıyor galiba. Savasçı Türk erkeği, 'yolunda ilerlemeyi ' değil önündeki her arabayı geçme eğilimi ile araba kullanıyor. Ahh o selektörler sürekli yanıp sönüyor!! Sahil yolunda ralli yaparken, öylesi özegüvenli giriyorki viraja sanırsın 'Allah Allah' nidaları çıkacak arabadan. Savaşıyor yolla bizim erkeklerimiz, arabaya tecavüz ediyor, viraja yüksek hızla girip arabanın kıçını kurtaramayınca da 'önümdeki hıyar ' yüzünden diyiveriyor. Laf ettirmiyor soförlüğüne! Sovalye ruhlu hızlı şoförümüz :)) Araç büyüdükçe 'yol hakkı' mı artıyor trafik kurallarında? Madem öyle niye yazılı sınavlarda sormadılar ehliyet alırken? Minübüs, kamyonet, otobüs kırıveriyor aracın üstüne bir anda.. Demek ki hakkı. Biz bilmiyoruz. Eh tabi onlar savaşta olduklarından, silahı büyük olan kazanır mantığında adam.. 'Trafik terörü' ne yerinde bir tanımlama. Savaştayız çünkü. Ey savaşçılar, size diyorum; ' Hızlı araba kullanmak değil, seri araba kullanmak marifettir''  Yenmek, kazanmak odaklı psikolojik savaşlarınızı trafiğin dışına çıkarınız...  Devamı

01 04 2013

KENDİMİZİ SUÇLAMAYI ALIŞKANLIK HALİNE NASIL GETİRDİK ?

KENDİMİZİ SUÇLAMAYI ALIŞKANLIK HALİNE NASIL GETİRDİK ? |  görsel 1

Ya Özgüven ve Ya Başarısızlık Çocukluktan atılan temellerin pekişmesi ile oluşur karakterimiz… Hepimiz boş bir kovanın doldurulup , taşması gibiyiz yaşamda, ne doldurulursa o taşar… Ne kadar bizlerden en çok yakınanlar olsalar da dolumu sağlayanlar ebeveynlerimizdir. Bir çocuğa güven aşılarsan güveni, nefret yada korku aşılarsan bunları alırsın. Eskilerin dediği gibi; ne ekersen onu biçersin. Sürekli suçlanan, beğenilmeyen çocuğun özgüveni düşük karakterli, hayatın ilerleyen yıllarında her olayda kendini suçlayan bir beyin mekanizması ile yaşaması en doğal şey iken, yıllar geçip beklentileri değişen ebeveynlerin bu kez de ‘neden kendine güvenmiyorsun?’ eleştirilerini aynı bireye yönlendirmesi de yoğun yaşanan gerçeklerimizdendir. Senin yüzünden baban beni boşadı, çok ağladın komşularla kötü oldum, ağlama uğursuzluğun yüzünden geçinemiyoruz, ne sakar şeysin öyle, komşunun oğlu yapıyor sen yapamıyorsun gibi sözcüklerle büyütülen, olumlu davranışları üzerinden değil, olumsuz davranışlarının ağır eleştirilerle düzeleceği sanılan çocuk, etrafında her şeyin suçlusu, sorumlusu olarak kendini görmeye uygun zemin hazırlar. Birçok anne baba bu eleştirel ve suçlayıcı tavrı, ya kendi hayatlarının yoğunluğu, bıkkınlık ile düşünmeden gerçekleştirir, yada bu şekilde eğitileceğini düşünürler o küçücük çocuklarının… Sonuç çocuk büyür, ergen olur kendini suçlar, aşık olur kendini suçlar, hayırsızın biri canını yakar ama o beyninde, içinin derinliklerinde ben bir şey yapmış olmalıyım ? düşüncesiyle kavga eder, evlenir, evlenemez, bir gün o da anne, baba olur yine de hep kendini suçla... Devamı